“Muhteşem Yüzyıl” da ne umduk ne bulduk?
Asistan Sevim Ceylan
KSÜ Tarih Böl
Dizinin adını ilk defa duyduğumuzda yani Muhteşem Yüzyıl denildiğinde, 600 yıllık Osmanlı tarihinin en muhteşem dönemini yaşatan, anlı şanlı 46 yıl dünyaya hükmetmiş 'Muhteşem Süleyman' ismi ile tarihe geçmiş, dünyaya adaleti ile hükmetmiş, dünyada bugün bile saygı ile anılan en önemli padişahlarından biri olan I. Süleyman’ın çocukluğu, kişiliği, seferleri, doğuda batıda yaptığı fetihlerin anlatılacağı belgesel niteliğinde bir dizi olacağını düşünmüştük. Osmanlı sınırlarının daha da genişletildiği, batıda ve doğuda saygı ile anılan Kanuni Sultan Süleyman döneminin anlatılması, diziye konu olması öncelikle çok sevindirdi bizleri çünkü biz Osmanlı tarihini tarih ders kitapları dışında hiçbir şekilde halka açamıyor, yaygınlaştıramıyor, unutulmasına göz yumuyorduk ve bir başlangıç olması açısından bu dizinin güzel olacağını düşündük.
Yeni yayımlanan dizi hakkında eleştiride bulunmak erken olacaktır elbette ama izlenilen bölümlerde gerek beklediğimizi bulamayışımız gerekse kültürel ve ahlaki değerleri hiçe sayarak çekilen bu dizi karşısındaki görüşlerim şunlardır;
Bir tarihçi olarak dizide siyasi, askeri olayların daha fazla gün yüzüne çıkacağını ümit ediyordum fakat ilk iki bölüm de önemli derecede ağırlık Kanuni ile Hürrem ilişkisi üzerine kurulmuş olduğunu gördüm. Dizide Hürrem Sultan’a yer verilmesine şaşırmadım çünkü Hürrem Sultan, Osmanlı Devleti’nin, Kanuni döneminin gerçeğidir. Kanuni’nin Hürrem Sultan’a düşkünlüğü bilinir elbette ama eleştirdiğim nokta dizinin bu düşkünlük üzerine kurulması ve Hürrem Sultan’ın olduğundan çok farklı gösterilmesidir. Sarayda özel eğitimler alan bilgili, kültürlü olan Hürrem Sultanın hırslı, ihtiraslı bir cariye olarak anlatılması, aldığı eğitimden yaptığı bağışlardan bahsedilmeyip sadece güzelliğiyle cazibesiyle padişahı etkilemiş bir hava uyandırması kesinlikle doğru bir şey değildir. Diziyi izledikçe dizinin önemli bir kısmında Osmanlı’nın saray hayatı üzerine, sarayında bir bölümü oluşturan harem üzerine kurulmuş olduğu da kesinlikle yanlıştır. Başarılı bir asker, kudretli bir devlet adamı olan yaptığı adil kanunlarla Kanuni ismini alan Sultan Süleyman’ı yanlış bir şekilde aksettirerek, padişahı özellikle has odasında anlatan dizi beklide reyting için böyle bir yolu seçmişti ama tarihinde böyle büyük şahsızları basit gösteren bir diziye halkın tepkisinin bu kadar çok olacağını düşülmemiş herhalde…Ayrıca dizide Hürrem Sultan’ın yanlış anlatılmasına ve Kanuni ile olan ilişkisine özellikle ağırlık verilmesinden başka Pargalı İbrahim’in devşirme usulünü, bütün cariyelerin sadece padişahın özel hayatı için var olduğunu göstermesini, karakter uyuşmazsızlığını, o dönem Osmanlı kültür ve sanatını yansıtamayışını da eleştirdim.
Oysa Kanuni Sultan Süleyman Fransuva'ya yazdığı mektupta kendini şu sözlerle ifade etmiştir.
"... ben ki sultan-üs selatin ve burhan-ül havakıyn tac bahş-i hüsrevan-ı ruy-ı zemin, zıllulah-ı fil-arzeyn akdeniz'in ve rumeli'nin ve anadolu'nun ve karaman'ın ve rum'un ve vilayet- zülkadriye'nin ve diyarbekir'in ve Malum Yapılanma'ın ve azerbaycan'ın ve acem'in ve halep'in ve mısır'ın ve mekke ve medine'nin ve kudüs'ün ve külliyen diyar-ı Arapınve yemen'in ve dahi bir çok memleketlerin ki aba-i kiram ve ecdat-ı izamım emerallahü berahinhüm kuvvet-i kahireleryle fethettikleri ve cenab-ı celalet-meabım dahi tig-ı ateşbar ve şemşir-i zafer-nigarım ile fetheylediğim nice diyarın sultanı ve padişahı sultan beyazıt han oğlu sultan selim han oğlu sultan süleyman han'ım. sen ki fransa vilayetinin kralı françesko'sun. dergah-ı selatin penahıma yarar ademin frankipan ile mektup gönderüp ve bazı ağız haberi dahi ısmarlayup memleketimiz düşman müsteli olup, el'an hapiste olduğunuzu ilam edüp halasınız hususunda bu canipten inayet-ü medet istida eylemişsiniz. her ne ki demiş iseniz benim paye-i serir-i alem-masirime arz olunup tamam malum oldu. imdi padişahlar sınmak ve haspolmak ayıp değildir. gönlünüzü hoş tutup azürde-hatır olmayasınız. öyle olsa bizim aba-ı kiram ve ecdad-ı izamımız nevveallahu merakidühüm daima def-i düşman ve feth-i memalik için seferden hali olmayup biz dahi anların tarikatına salik olup her zaman memleketler ve sa'b ve hasin kaleler fetheyleyüp gece gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Hak Sübhanahu Teala hayırlar müyesser eyleyüp meşiyyet ve iradatı neye müteallik olmuş ise vücuda gele. baki ahval ve ahbar ne ise mezkur adem'nizden istintak olunup malumunuz ola şöyle bilesiniz"
Yani:
ben ki sultanlar sultanı, hakanlar hakanı hükümdarlara taç veren Allah’ın yeryüzündeki gölgesi Akdeniz’in ve Karadeniz’in ve Rumeli’nin ve Anadolu’nun ve Karaman'ın ve Rum’un ve Vilayet- Zülkadriye'nin ve Diyarbakır’ın ve Malum Yapılanmanın ve Azerbaycan’ın ve Şam’ın ve Halep’in ve mısır'ın ve Mekke ve Medine’nin ve Kudüs’ün ve bütün Arap diyarının ve Yemen’in ve dahi nice memleketlerin sultanı ve padişahı sultan Bayezid Han oğlu Sultan Selim han oğlu Sultan Süleyman Han'ım. Sen ki Fransa vilayetinin kralı Fransuva'sın. Hükümdarların sığındığı kapıma elçinizle mektup gönderip, ülkenizi düşman istila edip, şu anda hapiste olduğunuzu bildirip, kurtuluşunuz konusunda bizden yardım talep ediyorsunuz. Söylediğiniz her şey dünyayı idare eden tahtımızın ayaklarına arz olunmuştur. Her şeyden haberdar oldum. Yenilmek ve hapsolunmak hayret edilecek bir şey değildir. Gönlünüzü hoş tutup üzülmeyesiniz. Böyle bir durumda atalarımız düşmanları mağlup etmek ve ülkeler fethetmek için seferden geri kalmamışlardır. Biz de atalarımızın yolundayız ve daima memleketler ve alınmaz kaleler fetheylemekteyiz. Gece gündüz daima atımız eyerlenmiş ve kılıcımız belimizde kuşatılmıştır. yüce Allah hayırlara bağışlasın. Allah'ın istediği ne ise olur. Bundan başka haberleri gönderdiğiniz adamınızdan öğrenesiniz. Böyle biliniz.
Genç Süleyman 25 yaşında tahta çıktığında kendine iki hedef koymuştu. Büyük dedesi Fatih, sadece 2 seferinden eli boş dönmüştü bunlar Belgrad (1456) ve Rodos (1480) seferleri idi. Onun başaramadıklarını başarmak için yola çıkacak ve ilk amacına tahta oturduğu yıl ulaşacak olan Kanuni’nin dizide bu amacına kısacık değinilerek devede kulak gibi gösterilmiştir. Bunu izleyen halk Kanuni Sultan Süleyman’ı, devrin olaylarını ve devlet adamları tamamen yanlış tanımakta, dönemin tarihi derinlikleri tamamen yok edilmekte tarihimiz yanlış bir şekilde birilerin çıkarları doğrultusunda yeniden yazılmaktadır.
Dediğim gibi ben diziyi Osmanlı tarihinin 46 yıllık o muhteşem dönemin siyasi, kültürel sanatsal olaylara yer vererek sadece kitaplarda değil ekranlarda da bizlere gösteren bir dizi beklememe rağmen şu günlerde yayımlanan 4. bölümüm fragmanın da bile hala odak nokta yanlış aksettirilen Hürrem ve Sultan Süleyman ilişkisidir. Bu da gösteriyor ki bu dizi böyle de devam edecek ve devam ettikçe de eleştirilerin dikkate alınmadığı, toplumun nasıl yozlaştığı, toplumsal değerlere nasıl sahip çıkıldığı bir kez daha gösterilecek.
Yanlış anlaşılmasın 600 yıl boyunca dünyada adını unutturmayan Osmanlı tarihini anlatan diziler, belgeseller, filmler mutlaka çekilmelidir. Çekilmelidir ki tarihimizi her daim hatırlayalım ve doğru bir şekilde daha iyisini gözler önüne serelim, Fakat bunu yaparken tarihimize ve tarihteki şahıslarımıza saygı duymamız gerektiğnide unutmayalım