Uzun bir aradan sonra sahip olduğumuz yeşil doğa diyarı Rize şehrimizin İkizdere ilçesinin Meşeköy (Petran) yaylasına gitmek için Çayeli Doğa Sporları kulübü ve Rize Fotoğraf Sanatı Derneği ile yağmurlu bir günde bir araya gelmenin heyecanı içten içe yaşadım. Aylardır şehirle ben buralı değilim kavgası yaptıktan sonra Rize’me kavuşmamı şimdi Petran’la kutlayacaktım.

Petran Rize’den 80 km, İkizdere’den 25 km uzaklıkta bir yayla köyüdür. Rakımı 2.200 metre olan Petran’ın, Gaban ve Garzavan adında iki yaylası vardır ve bu yaylaları birbirinden Şeytandere ayırıyor. Köyün Soğanlı ve Katreç adında iki de gölü vardır.

Rize-Erzurum yolundan Petran’a çıkacaktık: Geçtiğimiz senelerde bu yol üzerinden birçok güzel yaylaya daha gitmiş olduğumdan bu yolun uzun zaman çok kötü durumda olduğunu ve bir çok hidroelektrik santrali (HES) yapımı ve işletmesiyle karşılaşacağımızı bildiğimden gördüğüm şeylere fazla şaşırmadım. Karayolunun yapılmış olması sevindiriciydi; aracımızın bir kaç dakika ara ile karşılaştığı her HES de geziye gelen doğaseverlerin şaşkınlıklarıyla sesli hayıflanmalarını duydum. Gördüğümüz HESlere PES dememek elde değildi. Henüz yeni başlayan ilkbaharın güzelliği o devasa betonları, tünelleri saklayamazdı; ancak görmezden gelebilseydik bunu başarabilirdik…

Çayeli ve Rize’den 55 doğaseverin katıldığı gezide ilk molamızı İkizdere’de bir çay ocağında verdik. Sabah çayımızı burada yudumlarken bir çok kişinin yağan yağmurun daha da artmamasını dilediğini hissediyordum. Hava hem soğuk hem de yağmurlu idi bundan sonra güzel bir gezi olacağına emin bir şekilde çayımızı içiyor ve kaynaşmanın tadını çıkarıyorduk…

Dere boyunca yolu takip edecektik. Bu yoldan Kabahor, Kama, Meles, Haya, Mahura, İksenit yaylalarına da ulaşılır. Çam ağaçlarının görülmeye başlamasıyla yeni yağmış karın etrafı beyaz örtüyle kaplamasını sevinçle izledik. Karşı yamaçta kalan yayla evlerini ve evlerin önünden dereye kadar uzanan yeşil tarlaları fotoğraflamak için aracımızı durdurduk. Yeşilin üzerindeki beyaz kar taneleri bizim gibi fotoğraflarımızı da şenlendirdi.

Dere yatağından sonra araçlarımız sürekli kıvrım kıvrım olan yayla yolundan yükselmeye başladı ama sisten dolayı hiçbir şey göremiyorduk, sadece önümüzü görebiliyorduk. Saat 12:00 olmadan yayladaydık, caminin yanında araçlarımızı bırakıp bölge hakkında kısa bilgilendirmeden sonra sislerin içinde yayladaki araç yolunda yürüyüşümüze başladık. Fotoğraf makinelerimizi çıkardık ama nafile sadece çok yakınımızdaki arkadaşlarımızı görebiliyorduk. Bu şekilde uzun bir süre yola devam ettik. Tulumcu Ali Yağcı’nın bize çaldıklarını dinliyorduk ve acaba sislerin ardında neler vardır diye merak ediyorduk...

Bir ara evlerin yanından geçtik, uzaktaki birkaç evden insan sesi de duyuldu. Daha sonra yemeğimizi yerken bir anda çok yakınımızda başka evler belirdi sonra hemen sislere karıştılar bir türlü yaylayı göremedik; çayımızı da içip geldiğimiz yoldan geri dönmeye karar verdik. Birkaç kişi ekibin sonunda kalmıştık, konuşa konuşa yürüyorduk. Bir anda sisler dağıldı, gökyüzünü beyaz bulutlar kapladı, güneş çıktı ve biz köyün muhteşem görüntüsü karşısında adeta olduğumuz yerde donup kaldık. Karşımızda etrafı çitlerle çevrili yayla evleri, yeşile bürünmüş otlaklar, bahçeler yolların toprak rengindeki dans eden şekilleri, bir yanda kardan hafifçe beyazlamış çam ağaçlı dağlar, diğer yanda köyün üzerinde bulutların arkasında bir belirip bir saklanan dağlar…

Sonunda hayalimize kavuştuk; Rize’nin en güzel yaylalarından biri de benim diyen Petran’ı gördük. O sevinçle yaylaya uzaktan fotoğraf çektikten sonra yeşil çimenlerde bir oraya bir buraya neler var diye koşuşturduk, zaman şimdi hızla geçecekti bu bilinçle karşımızdaki güzel köyü yakından görebilmek için çabuk davrandık. İki beyaz at yaylada özgürce koşuyordu, onları orda görmek bana çok farklı bir yerde olduğumu düşündürdü. Filmlerde böyle yerler sık sık karşımıza çıkardı. Sisten sonra köy tablo gibi karşımızda idi. Evlerin yanına varınca bizi henüz iki gün önce köye gelen mavi gözlü güzel bir abla karşıladı, bana yazı burada geçireceklerini söylediler bende içimden o yaşantıyı kıskandım, biraz sohbet ettikten sonra evlerin arasından yola çıktık. Eski yayla evlerinin yanında yeni yapılmış tahta evlerde vardı. İnsan burada yaşlanmaz doya doya yaşardı ancak.
Araçların yanında birleştikten sonra tulum eşliğinde horon oynayarak yaylanın güzel yüzünü görmenin mutluluğunu yaşadık şimdi ise yürüyerek dere yatağına inecektik.
Karşı dağlar yine sisten bir görünüyor, bir görünmüyordu. Araç yoluna tepeden bakınca sanki büyük bir yılanın düzgünce kıvrılarak yukarı doğru uzandığını görüyordum. Yoldan değil de bayırlardan iniyorduk, otlayan ineklere rastladık ve bir de dilek ağacına; onunla hatıra fotoğrafı çektirmeyi unutmadık. Sonra sarı menekşeler yolumuza eşlik etti. Güneş açtı sis gitti, karşı köy öyle bir güzel göründü ki herkes otlara oturup manzarayı film gibi izledi.
Araçlara binme zamanı geldiğinde o manzaradan ayrılmak istemeyenlerin arasında ben de vardım, Petran’ın sisten dolayı bir kısmını görebilmiştik başka bir zaman Petran’a nasılsa gelecektik diye düşündük. Meşeköy (Petran) çok farklı güzellikte görselliği olan bir yer ama keşke elektrik kablolarını yer altından geçirseydiler. Dağ horozuyla ünlü İkizdere ilçemizin bu güzel yaylasından ayrılırken geri dönüş yolunda, dağların dik yamaçlarına yapılmış bir kaç 5 katlı apartmanı fark edince daha önce o evleri görmeme rağmen yine çok şaşırdım.
Rize’ye vardığımızda saat 19:00 olmuştu. Önce yağmurla başlayan sonra sisle devam eden gezimizi, güneşle tamamlamanın keyfi ile geziye katılan doğa severlerle vedalaştık. Doğa severler adına RİFSAD başkanı Emin Kanbur ve ÇAYDOSK sorumlusu Adem Köse’ye bu güzel faaliyet için tekrar teşekkür ediyorum.
NURAYDIN GİRİT
8.05.2011